Translation, and Evaluation of Jawāb Ibn al-Jazarī ʿan hukm mutālaʿat kutub Ibn al-ʿArabī


Creative Commons License

Urhan A.

Dergiabant, vol.14, no.1, pp.68-87, 2026 (TRDizin)

Abstract

This article focuses on evaluating the responses given by the qirāʽah scholar Ibn al-Jazarī (d. 833/1429), who was described as Imām al-Āzam by those around him, to questions directed to him about Ibn al-Arabī (d. 638/1240) and his books. When Ibn al-Jazarī went to Yemen for trade purposes, the people there asked him some questions about topics such as “wahda al-wujūd, the issue of Pharaoh’s faith, and the believed deity. (al-muʿtakad al-ilāhiya)” which were among the debated views of Ibn al-Arabī. It is a treatise composed of short answers he gave to questions about extensive topics on which many opinions have been expressed. Although this handwritten treatise consists of only two folios, it contains a comprehensive content in terms of the questions asked and the views transmitted. Many symposiums, articles, and postgraduate studies have been conducted about Ibn al-Jazarī. However, it has been observed that this manuscript in our possession has only been mentioned by name in some stu-dies, and no further research has been done on it. Therefore, it is thought that the article is important in terms of revealing how Ibn al-Arabī's views are evaluated from the perspective of a recitation scholar and whether she takes the political and socio-cultural situation into consideration when expressing her opinions. Our article aims to evaluate the views of Ibn al-Jazarī, who is considered the Imām al-Āzam of the period, on Ibn al-Arabī and present them to the benefit of scientists. In the article, after drawing attention to the perception of Ibn al-Arabī, about whom many studies have been conducted, the manuscript was and translated. Afterwards, the opinions mentioned in the treatise, which was an answer to a question asked to him, were evaluated and the findings were tried to be conveyed. Ultimately, it is seen that Ibn al-Jazari expressed his opinion about Ibn al-Arabī by taking into account the conjunctural situation and avoided making serious accusations such as indwelling (ḥulūl) and takfīr.
Bu makale, çevresindekiler tarafından İmâm-ı Âzam olarak nitelendirilen kıraat âlimi İbnü’l-Cezerî’nin (öl. 833/1429) İbnü’l-Arabî (öl. 638/1240) ve kitapları hakkında kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevapları değerlendirmeyi konu edinmektedir. İbnü’l-Cezerî, ticaret maksadıyla Yemen’e gittiğinde oradaki halk tarafından kendisine İbnü’l-Arabî’nin “vahdet-i vücûd, firavun’un îmân mese’lesi, ilâh-ı mu‘tekad” gibi tartışılan görüşleri hakkında birtakım sorular sorulmuştur. Onun haklarında çokça görüşler serdedilen kapsamlı konulara dair kendisine yöneltilen sorulara verdiği kısa cevaplardan müteşekkil bir risâle oluşturulmuştur. Yazma hâlinde bulunan bu risâle iki varak olmasına rağmen içerik açısından yani sorulan soru ve nakledilen görüşler cihetiyle geniş kapsamlı konuları içeren bir muhtevaya sahiptir. İbnü’l-Cezerî hakkında birçok sempozyum, makale ve lisansüstü çalışmalar yapılmasına rağmen elimizde mevcut olan bu yazma nüshaya bazı araştırmalarda ismen atıfta bulunulduğu, bunun dışında hakkında herhangi bir çalışma yapılmadığı görülmüştür. Bu sebeple makalenin, bir kıraât âliminin perspektifinden İbnü’l-Arabî’nin görüşle-rinin nasıl değerlendirildiğini, görüş bildirirken siyasî ve sosyo-kültürel durumu dikkate alıp almadığını ortaya koyması açısından önem arz ettiği düşünülmektedir. Makalemiz, dönemin İmâm-ı Âzam’ı olarak nitelendirilen İbnü’l-Cezerî’nin İbnü’l-Arabî hakkındaki görüşlerini değerlendirme süzgecinden geçirerek bilim insanlarının istifadesine sunmayı amaçlamaktadır. Makalede, hakkında birçok araştırma yapılan İbnü’l-Arabî’nin Osmanlı dönemindeki algısına dikkat çekildikten sonra, yazma nüshanın tercümesi yapılmıştır. Akabinde kendisine sorulan bir sorunun cevabı mâhiyetindeki risâlede zikredilen görüşlerin değerlendirilmesi yapılarak ulaşılan bulgular aktarılmaya çalışılmıştır. Nihaî olarak İbnü’l-Cezerî’nin konjonktürel durumu dikkate alarak İbnü’l-Arabî hakkında görüş bildirdiği, hulûl, tekfir gibi ağır ithamlarda bulunmaktan kaçındığı görülmüştür.