MİRASÇILARIN ve MİRAS PAYLARININ BELİRLENMESİ HUSUSUNDA, İSLAM MİRAS HUKUKU İLE TÜRK POZİTİF HUKUKU ARASINDA PRATİKTE UYUM SAĞLANABİLİR Mİ?


Kurban Y., İkizler M.

Akademik Platform Mukayeseli Hukuk Dergisi, cilt.1, sa.1, ss.58-66, 2024 (Hakemli Dergi)

Özet

Bilindiği gibi, günümüz pozitif hukukunda miras hukukuna ilişkin temel kurallar 4721 sayılı  Türk  Medeni  Kanunu’nda  bulunmaktadır.  Bu  Kanun  1  Ocak  2002  tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla birlikte, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin “halefi” niteliğindedir. 743 sayılı Kanun ise 1926 tarihlidir. Hâliyle 1926 yılından bu yana yani 97 yıldır mehazı İsviçre Medeni Kanun’u olup Kıta Avrupası Hukuk Sisteminin parçası olan bir miras hukuku sistemi ülkemizde uygulanmaktadır.Bu hukuk sisteminin İslam Miras Hukukundan farklı olduğu açıktır. Gerek mirasçıların belirlenmesinde gerekse bu mirasçıların pay oranında iki hukuk sistemi arasından bariz farklılıklar  vardır.  Bununla  birlikte  ülkemizde,  dinî  hassasiyeti  olan  kimi  bireyler, hukukçulara başvurarak mal varlığının ölümünden sonra İslam Miras Hukuku sistemi ile uyumlu şekilde mirasçıları arasında pay edilmesi arzusunu aktarmaktadır. Kuşkusuz bu noktada hukukçu açısından sorun, İslam Miras Hukukuna göre mirasçıları ve bunların pay  oranını  belirlerken  yapılan  işlemin  gelecekte  miras  açıldığında,  Türk  Medeni Kanunu’na  aykırılıktan  dolayı  dava  konusu  edilmesinin  önüne  geçecek  bir  çözüm üretmektir.Bu makale, teorik bilgiden ziyade çeşitli ihtimalleri içeren örneklerle, Türk pozitif hukuku içinde  kalarak  İslam  miras  hukuku  ilkelerine  göre  mirasçıların  ve  miras  paylarının belirlenme  imkânını  tartışmaktadır.  Unutulmamalıdır  ki  kaynakları  ve  sistematiğibirbirinden farklı iki hukuk sistemini mukayese ederken, birini merkeze koyup, diğerini onun  ekseninde  değerlendirmekten  ziyade;  dini  hassasiyeti  olan  bireylerin  yürürlükte olan  miras  hukuku  sistematiği  içinde,  İslam  miras  hukuku  ilkelerini  gözeterek  bir taksimin imkânını tartışmaktadır.