Sunum, ss.1-112, 2020
Birinci Dünya Harbi’nde Doğu cephemizde
yapılmış Sarıkamış Çevirme Harekatı
sırasında şehit deşen askerlerimiz hakkında yakınlarının aktarımlarını içeren bu
çalışma, derlenmiş bilgileri tarihe mal
etmek adına yazılmıştır..Anlatanlar genellikle şehit düşen, gazi olan dedeleri
hakkındaki duyduklarını aktaranlardır.Bazı aktarımlar çok cılız ifadelidir.Elbette bunları derleyip sonrada
böyle bir çalışmanın dokümanı yapmak Sarıkamışlı olmamdandır.
Allahuekber’in
Sarıkamış’a bakan eteğindeki Laloğlu köyünde dünyaya gelmişim. Rahmetli annem o
dağların doğu eteğindeki Bölükbaş köyünden, rahmetli babam da yine o dağların
beri eteğindeki Kamışlı köyündendirler.
*
Cilavuz Köy Enstitüsü
mezunu olan rahmetli babam (Mustafa Solmaz)’ın Allahuekber dağı etrafındaki
köylerde öğretmenlik yapmışlığı bu yöreyi daha çocukken gezmeme, tanımama sebep
olmuştur. Her yıl civar köylülerin Allahuekber dağına çıkarak, ziyaret edip
kurbanlar kesmeleri, daha o yaşlarda buralarla ilgili olay ve hikâyeleri
dinlememe sebep olmuştur. Ki bunu şansım olarak değerlendiririm. Daha 3- 5
yaşlarında o tepelerde, o dağlarda, o kırlarda dolaşırken gani gani tüfek
mermileri bulup onlarla da oyun oynardık. Diğer arkadaşlarım gibi bende, daha o
yaşta bulduğumuz fişeklerin hangisinin Türk, hangisinin Rus mermisi olduğunu
hemencecik bilirdik.
Şurada burada rastladığımız tüfek, tabanca kırık ve parçalarının haddi hesabı
yoktu. Şöyle bir bakınca arazide nerelerin siper olduğunu da hemen anlardık…
Hemen orayı ayağımızla biraz eşeleyince, sürüsüne bereket mermiler bulurduk.
Hele bahar aylarında yağan karlar eriyince,
ortaya çıkan insan kemikleri, paslanmış silahlar, patlamamış top mermileri...
Tabi bilmeden o mermilerle oynayan nice çocuğun veya uğraşanın, o mermilerin
infilakıyla şu bu şekilde yaralanmaları hatta ölmeleri çok duyduğumuz
olaylardandı. Daha ilkokul ikide okurken(1963) Allahuekber Dağı eteklerinden
bulduğum toplu Rus lagant tabanca paslı ve birazda kırık olmasına rağmen yıllarca oyuncağım olmuştu.
Anlatmaya kalsam bu hikâyeler uzayıp gider. Ne de olsa ömrün çocukluk dönemi en hareketli ve
unutulmaz olanların yaşandığı çağdır..
*
Demek istediğim çocukluğum ve gençliğim hep
o dağlarda, o dağların eteklerinde, vadilerinde geçmiştir. Her tarafını 1960
yılından itibaren dolaşmaya başladığımı düşünürsek o coğrafyada çok yerleri
gördüğüm, çok hikâyeleri dinlediğim gerçeği haliyle ortaya çıkar.
Orta öğrenimimi Sarıkamış’ta tamamladım ve
daha sonrada Sarıkamış Lisesi’nde 15 yıl öğretmenlik yaptım.
***
Doğup, büyüdüğüm o coğrafyada her zaman
işittiğim, duyduğum yaşlıların Seferberlik dönemi ve Ermeni vahşetiyle ilgili
anlattıkları hikâyelerdi. O günleri yaşayıp görenlerden pek çoğu seksenli
yıllara kadar hayatta idiler. Heyhat ki, biz yeni nesil onlardan doğru düzgün
yararlanamadık…
*
Beyaz gelinlikler
giymiş çamların, murat dolu uğultusunda Sarıkamış’ı görme hazzına erenler
bilirler ki, iki bacanak komutanın inat ve ihtirasları o kış şartlarında galip
gelememiştir.
Yeşil murattır diye Tanrı’nın yeşili bol
verdiği bu diyarda, şehitler beyaz giyinir diye yarıyılı hep beyazdır buradaki
dağların... Sarp kayaların hükmettiği her vadisi neler anlatır insana neler...
Sarıkamışlılar unutur
mu Allahuekber Dağları’nda dona dona eriyen 90 bin yiğidin hatıralarını? Cennet
mekân olsun Sarıkamış dağlarında can veren yiğitler...
Sarıkamış’ta donan her
Mehmet canı kadar sevdiği, silahını yere atmayıp kayışını boğazına takarak
onunla şehit oldu... Hem de 90 bin kere... Rus Kurmay Başkanı’nın dediği gibi
"Allahuekber dağlarındaki Türk müfrezesini esir alamadım. Bizden çok evvel
Allah’ a teslim olmuşlardı...”
Sarıkamış’ta şan
alanların, can verenlerin unutulmaz hatıraları göz yaşartacak kadar acı ve
destanıdır... Bu sebeple mukaddes Türk yurdunun ve muazzam Türk Milleti’nin en
mahrem evladı Sarıkamış Dağlarındaki şehitlerimizdir... Sarıkamış’ın ılık
havasından şehit nefesini hissetmek bahtiyarlığına erenler bu şehitlerle koyun
koyuna olduklarının çok farkındadırlar.
*
Çocukluktan beri
Sarıkamış’ı bilirim. Bu coğrafya benim
defalarca gezdiğim, araştırdığım bir alan.. Buralardaki insanlarla savaş
yıllarıyla alakalı söyleşiler yapıp daha 1983 lerde Sarıkamış’ta yayınlanan
“Halkın Sesi” gazetesinde tefrika halinde yayınlamıştım. Sanıyorum benim kadar
da Sarıkamış’a şu veya bu şekilde yazan da olmamıştır. Sözlü tarih açısından da
önemli olan bu tarz çalışmalar daha da artmalıdır.