Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt.16, sa.3, ss.264-325, 2026 (TRDizin)
Bu çalışma, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 8. maddesinde düzenlenen yer bakımından uygulama rejimini, klasik mantık ilkeleri ve uluslararası hukuk metodolojisi çerçevesinde eleştirel olarak incelemektedir. Ceza hukukunda yer bakımından uygulama, devletin cezalandırma yetkisinin mekânsal sınırlarını belirleyerek kanunilik ilkesine işlevsellik kazandırmaktadır. Ancak TCK madde 8’in mevcut lafzı, özellikle uluslararası deniz hukuku terminolojisiyle uyumlu olmayan kavramsal eksiklikler ve sistematik tutarsızlıklar içermektedir. Maddede “iç sular”, “bölge (area)” ve “dış uzay” gibi açık mekânsal tanımlamaların yer almaması, normun yorumlanmasını güçleştirmektedir. Çalışmada, yer bakımından uygulamanın öncelikle kartografik düzeyde ele alınması gerektiği savunulmaktadır. Buna göre kara ülkesi, iç sular ve karasuları açıkça sayılmalı; hava sahası ise bu alanları kapsayan düşey uzantı olarak tanımlanmalıdır. Mevcut düzenlemede hava sahası ile kara ülkesi arasında kullanılan bağlaç tekniği, karasuları üzerindeki hava sahasına ilişkin uygulama alanını belirsiz kılmaktadır. Mekânsal tanımlamanın, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge gibi topografik ve hidrografik uzantılarda yer alan sabit platformlara devam etmesi gerekmektedir. Çalışma ayrıca, TCK madde 8 ile Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 27. maddesi arasında bayrak devleti ceza yetkisi bakımından ortaya çıkan normatif çelişkiye dikkat çekmektedir. TCK’nın, uluslararası hukukun tanıdığı bayrak devletinin yabancı devletin karasularındaki yetkisini sınırlı biçimde düzenlemesi eleştirilmektedir. Ayrıca açık denizler, bölge ve dış uzayda bulunan sabit veya hareketli araçlar bakımından daha tutarlı bir düzenleme önerilmektedir. Sonuç olarak çalışma, kanun koyucu ve uygulayıcılar için yer bakımından uygulamaya ilişkin daha sistematik ve uluslararası hukukla uyumlu bir normatif çerçeve önermektedir.