KENTSEL BİYOÇEŞİTLİLİĞİNİN ÖLÇÜLMESİ VE PLANLAMAYA ENTEGRASYONU: KENT BİYOÇEŞİTLİLİK İNDEKSİ TEMELLİ BİR ÇERÇEVE


Karahan A., Sezen I., Karahan F.

ERZURUM 2nd INTERNATIONAL CONFERENCE ON APPLIED SCIENCES, Erzurum, Türkiye, 21 - 23 Kasım 2025, ss.124-138, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Erzurum
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.124-138
  • Atatürk Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Kentsel biyoçeşitliliğin nicel olarak izlenmesi ve planlama süreçlerine kurumsal düzeyde aktarılması; parçalanma, geçirimsizleşme, kentsel ısı adası ve bozulan hidrolojik düzen gibi baskılar karşısında stratejik bir gerekliliktir. Kent Biyoçeşitlilik İndeksi (KBİ), kentlerin kendi taban çizgileri üzerinden ilerlemelerini ölçmeye, karşılaştırmaya ve düzenli aralıklarla raporlamaya olanak veren; yerel biyoçeşitlilik, ekosistem hizmetleri ve yönetişim–yönetim eksenlerinden oluşan bütüncül bir çerçeve sunar. Bu çalışma, KBİ’nin kavramsal bileşenlerini kent planlama söylemi, ekolojik dirençlilik yaklaşımı ve yeşil-mavi altyapı düşüncesi ile uyumlu biçimde tanımlamakta; göstergelerin politika ve tasarım kararlarına nasıl tercüme edilebileceğini sistematik olarak açıklamaktadır. Bildirinin amacı, planlamacılar ve karar vericiler için uygulanabilir ve aktarılabilir bir sentez ortaya koymaktır. Kavramsal eşleştirme üç düzlemde ele alınmaktadır. İlk olarak yerel biyoçeşitlilik göstergeleri; doğal ve yarı-doğal alan payı, ağ temelli bağlantısallık ve ekolojik koridor sürekliliği üzerinden koruma ve restorasyon önceliklerinin mekânsal olarak belirlenmesine hizmet eder. İkinci olarak ekosistem hizmetleri; park erişilebilirliği, taşkın riskini azaltmaya yönelik geçirimsizlik yönetimi ve mikroiklim düzenleme gibi ölçülebilir standartlara dönüştürülerek kentsel esenliğe doğrudan katkı sağlar; kentsel tarım, gıda dayanıklılığını güçlendirir. Üçüncü olarak yönetişim–yönetim ekseni; bütçe, kurumsal kapasite, yerel biyoçeşitlilik stratejileri, paydaş katılımı ve vatandaş bilimi programları aracılığıyla üç ile beş yıllık izleme ve raporlama çevrimini kurumsallaştırır. KBİ, ekolojik dirençlilik çerçevesiyle uyumludur. Bağlantısallık ölçütlerinin yeşil-mavi altyapı kararlarına entegrasyonu, ekolojik ağların sürekliliğini güçlendirir, ısı adası etkisini azaltır ve sel yönetimini rasyonelleştirir. Park erişimi ve ekosistem hizmetlerinin mekânsal eşitlik boyutuyla birlikte ele alınması, kırılgan mahallelerde doğa-temelli müdahalelerin adil ve hedefli biçimde konumlandırılmasını sağlar. Sonuç olarak KBİ; nazım ve uygulama imar planı notları, ekolojik koridor hükümleri ve yeşil-mavi altyapı standartlarıyla eşleştirildiğinde, doğa pozitif kentsel dönüşüm için ölçülebilir, yönetilebilir ve tekrarlanabilir bir yol haritası sunar..

The systematic measurement of urban biodiversity and its translation into planning practice has become a strategic imperative under intensifying pressures of habitat fragmentation, surface imperviousness, urban heat island effects, and disrupted hydrological regimes. The City Biodiversity Index provides a coherent, repeatable, and comparable framework, structured across the axes of local biodiversity, ecosystem services, and governance and management, through which cities can establish baselines, track progress, and report at regular intervals.This paper introduces the Index in a planning oriented register and clarifies how its indicators can inform policy and design decisions within the languages of ecological resilience and green and blue infrastructure. The aim is to furnish a concise yet operational introduction for planners and decision makers, specifying pathways by which indicators become spatial standards, plan notes, and programme priorities. Conceptual alignment proceeds on three planes. First, indicators concerned with local biodiversity, including the share of natural and semi natural land, network based connectivity, and the continuity of ecological corridors, support spatial prioritisation for conservation and restoration. Second, the ecosystem services axis converts into practicable standards: park accessibility, management of impervious surfaces for flood mitigation, microclimate regulation through shading and cooling, and, where appropriate, urban agriculture as a vector of food resilience. Third, the governance and management axis institutionalises a three to five year monitoring and reporting cycle through budgetary commitments, organisational capacity, local biodiversity strategies, stakeholder participation, and citizen science programmes. In concert with the resilience paradigm, the Index ties directly to decision sets that strengthen preparedness, absorption, and adaptive capacity. Embedding connectivity metrics within green and blue infrastructure design fortifies ecological networks, attenuates heat stress, and rationalises flood management. Considering park access and ecosystem services through a lens of spatial equity further enables targeted and fair deployment of nature based interventions in vulnerable neighbourhoods. Taken together, when mapped onto master and regulatory plan instruments, including corridor provisions, permeability and shading standards, and maintenance regimes, the City Biodiversity Index yields a measurable, governable, and replicable roadmap for nature positive urban transformation.