ÖLÜMLE VEYA AĞIR YARALANMAYLA SONUÇLANAN OLAYLARDA MAĞDURUN TEHLİKEYİ BİLİNÇLİ OLARAK ÜSTLENMESİNİN OBJEKTİF İSNADİYETE ETKİSİ


Creative Commons License

Boyracı A.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt.30, sa.3, ss.1857-1912, 2026 (TRDizin)

Özet

Ölümle veya ağır şekilde yaralanmayla sonuçlanan bazı olaylarda, mağdurun bilinçli bir şekilde kendisini tehlikeye maruz bıraktığına rastlanmaktadır. Bu duruma, başkasından temin edilen uyuşturucu maddeyi kullanmak veya sahte içkiyi tüketmek, yasadışı bir sokak yarışına katılmak, ötenazi talebinde bulunmak, bulaşıcı virüs taşıyan biri ile fiziksel temas kurmak ya da tehlikeli bir kurtarma faaliyetine girişmek örnek olarak gösterilebilir. İşte çalışmada bu tür olaylarda meydana gelen ölüm veya ağır yaralanma neticesinin, nedensel sürece çeşitli şekillerde katkı sağlayan üçüncü kişiye (faile) isnat edilip edilemeyeceği sorunu ele alınmıştır. Bu çerçevede ilk olarak, mağdurun tehlikeyi bilinçli olarak üstlenmesi kavramından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Ardından da Alman ve Türk öğretisindeki görüşler ile mahkeme kararları ışığında mağdurun tehlikeyi bilinçli olarak üstlenmesinin objektif isnadiyete etkisi incelenmek suretiyle kendi değerlendirmemiz ortaya konulmaya çalışılmıştır. Buna göre, Alman hukukunun aksine, Türk hukukunda konunun yeterince ele alınıp tartışılmadığı ve böylelikle hâkim bir görüşe ulaşılamadığı görülmüştür. Ayrıca Yargıtay’ ın da konu ile ilgili istikrarlı bir uygulama geliştiremediği tespit edilmiştir. Bu durumun temel nedeninin ise teorik bir altyapı eksikliğinden kaynaklandığı gözlemlenmiştir. Söz konusu eksikliğin giderilmesine katkı sağlama bağlamında, Alman öğretisinde geniş bir kabul gören ve Alman Federal Yüksek Mahkemesi tarafından kırk yılı aşkın süreden beri istikrarlı bir şekilde uygulanan fiil hâkimiyeti esasına dayanan sistem eleştirel bir bakış açısıyla incelenip değerlendirilmiş ve benzer bir sisteme Türk hukukunda da geçerlik tanınması önerisinde bulunulmuştur.
In certain incidents resulting in death or serious injury, the victim is found to have knowingly exposed himself or herself to danger. Examples include using of narcotic substances or consuming counterfeit alcohol supplied by another person, taking part in an illegal street race, requesting euthanasia, engaging in physical contact with an individual carrying a contagious virus or undertaking a hazardous rescue operation. This study examines the issue of whether the result of death or serious injury in such incidents can be attributed to a third party (the perpetrator) who contributes to the causal process in various ways. Within this framework, the concept of the victim voluntarily exposing themselves to danger is first clarified. Subsequently, our own assessment was presented by examining the impact of the victim’s voluntary self-endangerment on objective imputability, in light of German and Turkish doctrinal perspectives and judicial decisions. In this regard, unlike German Law, it has been observed that the issue has not been sufficiently examined and discussed in Turkish Law, and thus no dominant opinion has been established. Furthermore, it has been noted that the Court of Cassation (Yargıtay) has not developed a consistent practice on this issue. It has been observed that the primary cause of this situation lies in a lack of theoretical foundation. In the context of contributing to the resolution of this deficiency, the system based on the principle of control over the act -which enjoys wide acceptance in German doctrine and has been applied consistently by the German Federal Court of Cassation (Bundesgerichtshof) over forty years- was critically examined and evaluated, and it was proposed that a similar system be adopted in Turkish Law.