18. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi, Ankara, Türkiye, 24 - 26 Eylül 2025, ss.416-417, (Özet Bildiri)
Bu çalışma, göç olgusunun bireylerin psikolojik sağlığı üzerindeki etkilerini özellikle
depresyon ve intihar riski bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Göç, bireylerin yer
değiştirme süreci boyunca maruz kaldığı ekonomik, sosyal, siyasal ve çevresel stresörlerin bir
sonucu olarak ruhsal bütünlüklerini tehdit edebilmektedir. Göç öncesi (savaş, travma,
yoksulluk), göç sırası (ayrılma, kayıp, şiddet), ve göç sonrası (uyum süreci, dışlanma, statü
belirsizliği) dönemlerin her biri, bireyin psikolojik sağlığında olumsuz etkiler doğurabilecek
risk faktörleri barındırmaktadır. Özellikle mülteci ve sığınmacı konumundaki bireyler arasında
Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve majör depresif bozukluk görülme oranları dikkat çekici
düzeyde yüksektir. Araştırmalar, göçmenlerin yerel halkla karşılaştırıldığında daha fazla
depresyon belirtisi bildirdiğini, sosyal destek eksikliği, barınma güvencesizliği, ayrımcılık ve
kültürel uyumsuzluğun bu durumu pekiştirdiğini göstermektedir. Kadınlar, refakatsiz çocuklar
ve engelli bireyler gibi kırılgan gruplar bu risklere daha fazla açıktır. Depresyonun ilerleyen
aşamalarında intihar düşüncesi ve davranışları ortaya çıkabilmektedir. Alanyazın, bazı göçmen
gruplarda intihar oranlarının genel nüfusa göre daha yüksek olduğunu, özellikle Avrupa dışı
ülkelerden gelen kadın göçmenlerin en riskli grubu oluşturduğunu vurgulamaktadır. Türkiye
özelinde ise göçmenler arasında intihar riski, yeterli sosyal destekten yoksunluk, istismara açık
yaşam koşulları ve ruh sağlığı hizmetlerine erişim kısıtlılığı nedeniyle artmaktadır. Sonuç
olarak, göç eden bireylerin yalnızca temel yaşam gereksinimlerinin değil, aynı zamanda ruhsal
ve psikososyal ihtiyaçlarının da karşılanması gereklidir. Ruh sağlığı uzmanlarının kültürel
uyumlu ve dil engellerini gözeten yaklaşımlar geliştirmesi, intihar riskinin azaltılması ve
depresif semptomların erken tanılanması açısından önem taşımaktadır. Ayrıca göçmen çocuklar
ve kadınlar gibi hassas gruplara yönelik önleyici müdahale modelleri geliştirilmelidir. Ruh
sağlığı hizmetlerinin sadece tedavi değil, koruyucu ve güçlendirici nitelikte planlanması
göçmenlerin uyum ve iyilik halini destekleyecektir.