REHİN KURUMUNUN OSMANLI UYGULAMASINDAKİ YANSIMALARI


Öz C.

Hukuk Tarihi Alanında Uluslararası Araştırmalar-I, Dr. Öğr. Üyesi Ali Turan, Editör, Eğitim Yayınevi, Ankara, ss.37-66, 2025

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2025
  • Yayınevi: Eğitim Yayınevi
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Sayfa Sayıları: ss.37-66
  • Editörler: Dr. Öğr. Üyesi Ali Turan, Editör
  • Atatürk Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Borç ilişkilerinde ifayı güvence altına alan en güçlü teminat yöntemlerinden biri olan rehin, İslam hukukunda teorik çerçevesi naslarla belirlenmiş köklü bir kurumdur. Bu çalışma, rehin kurumunun XVIII. yüzyıl Osmanlı hukuk uygulamasındaki görünümünü, dönemin İstanbul kadı sicilleri ve klasik fıkıh doktrini ışığında incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, Hanefî mezhebinin teorik esasları ile mahkeme salonlarındaki pratik işleyiş arasındaki uyumu ve ayrışma noktalarını tespit etmektir. İncelenen sicil kayıtları, Osmanlı hukuk pratiğinde rehin akdinin kuruluş ve işleyişinde büyük ölçüde Hanefî doktrinine sadık kalındığını göstermektedir. Özellikle kabzın akdin bağlayıcılığı (lüzumu) için şart koşulması ve merhunun zayi olması durumunda işletilen "borç miktarı kadar damân, fazlası emanet" ilkesi, teorinin pratiğe birebir yansıdığı temel alanlardır. Bununla birlikte çalışma, şâyi hissenin rehni, menfaatlerin gayrimenkul ile birlikte rehin kapsamına alınması ve bilhassa vefâ ile istiğlâl yoluyla yapılan satışların mahkemelerce “hakikatte rehin” hükmünde sayılarak işlem görmesi gibi hususlarda uygulamanın esnekliğini ortaya koymaktadır. Mahkemelerin, ekonomik ihtiyaçlar ve örf doğrultusunda zaman zaman Hanefî mezhebinin sınırlarını esneterek cumhurun görüşlerine yaklaşan pragmatik çözümler ürettiği tespit edilmiştir. Ayrıca rehin, sadece bir teminat aracı olarak değil, ispat yükünün dağıtıldığı ve usul prensiplerinin (yemin, beyyine, beraet-i zimmet) titizlikle işletildiği bir ihtilaf çözüm alanı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, rehin kurumunun XVIII. yüzyıl Osmanlı sosyo-ekonomik hayatında katı bir teorik kalıptan ziyade, ihtiyaca cevap veren, dinamik ve hukukî güvenliği sağlayan işlevsel bir mekanizma olarak varlık gösterdiğini ortaya koymaktadır.