3. ankyra dermatoloji sempozyumu, Antalya, Turkey, 24 - 27 October 2024, pp.4-9, (Full Text)
Psoriasis is a chronic immune-mediated disease characterized by papulosquamous skin lesions, seen worldwide and at any age, imposing a significant burden on both individuals and healthcare systems. It is now recognized not merely as a skin condition but as a systemic disease associated with increasing comorbidities such as psoriatic arthritis, cardiovascular disease, diabetes mellitus, obesity, inflammatory bowel disease (IBD), and non-alcoholic fatty liver disease.
The association between psoriasis and IBD has been genetically supported through the identification of shared susceptibility loci and DNA polymorphisms. Moreover, the cytokines driving these diseases show considerable overlap. These pathogenic similarities are reflected in the convergence of therapeutic approaches. Several biological treatments, including anti-tumor necrosis factor (TNF) and anti-interleukin (IL)-23 agents, are effective in both conditions, underlining common immunological mechanisms.
However, while IL-17 blockade plays a pivotal role and is highly effective in psoriasis treatment, anti-IL-17 trials have reported disease exacerbations in patients with IBD. Therefore, caution is advised when prescribing these agents to patients diagnosed with or suspected of having IBD.
Fecal calprotectin has been widely adopted as a standard biomarker in the screening and monitoring of IBD across many countries. It is a reliable marker for assessing disease activity, evaluating treatment response, predicting relapse, and distinguishing IBD from irritable bowel syndrome.
In this study, we aimed to evaluate the potential link between psoriasis and intestinal inflammation by measuring fecal calprotectin levels, a highly sensitive indicator of intestinal inflammation.
This study included 45 patients diagnosed with psoriasis who were either newly referred or under follow-up at the Department of Dermatology and Venereology, Atatürk University Faculty of Medicine. Forty-five healthy volunteers were included as the control group. Participants with a history of inflammatory bowel disease, active gastrointestinal symptoms, recent (within the last 2 weeks) anti-inflammatory drug use, or those receiving systemic therapy were excluded due to the potential influence on fecal calprotectin levels.
Fecal calprotectin levels in both the case and control groups were measured simultaneously using a quantitative ELISA method.
The mean fecal calprotectin level was 97.59±20.3 pg/mL in the psoriasis group and 13.05±14.3 pg/mL in the control group. The fecal calprotectin levels in the psoriasis group were significantly higher compared to the control group (p = 0.007).
No correlation was found between PASI scores and fecal calprotectin levels. However, a positive correlation was observed between fecal calprotectin levels and disease duration (p = 0.026).
GİRİŞ-AMAÇ: Psoriasis, dünya çapında görülen, her yaşta ortaya çıkabilen, bireyler ve toplum için
önemli yüke neden olan, papüloskuamöz deri lezyonları ile karakterize, kronik immün aracılı bir hastalıktır.
Psoriasis yalnızca bir cilt hastalığı olmayıp sistemik bir hastalık olarak kabul edilmektedir ve psoriatik artrit,
kardiyovasküler hastalık, diyabetes mellitus, obezite, inflamatuar bağırsak hastalığı(İBH), alkolsüz yağlı
karaciğer hastalığı gibi artan komorbidit durumlarla ilişkilidir. İnflamatuar bağırsak hastalığı ve psoriasis
ilişkilisi paylaşılan duyarlılık lokuslarının ve DNA polimorfizmlerinin tanımlanmasıyla genetik düzeyde
doğrulamıştır. Hastalıkları yönlendiren sitokinler de oldukça benzerdir. Patogenezdeki belirgin benzerlikler,
terapötik yaklaşımlarınında örtüşmelerine yansır. Anti-tümör nekroz faktörü (TNF) ve anti-interlökin 23 gibi
birçok biyolojik tedavi, her iki durumda da etkilidir ve bu da ortak immünolojik mekanizmaların altını çizer.
Fakat hastalık immunopatogenezinde önemli yeri olan IL(interlökin)-17’nin blokajı psoriasis tedavisi için
oldukça etkiliyken anti-IL-17 denemelerinde inflamatuar bağırsak hastalığının alevlenmeleri bildirilmiştir. Bu
yüzden İBH tanısı konmuş veya İBH'yi düşündüren kişisel öyküsü olan hastalarda bu ilaçların reçetelenmesinde
dikkatli olunması gerektiği belirtilmektedir.Fekal kalprotektin, dünyanın birçok yerinde inflamatuar bağırsak
hastalığının tarama ve izleme uygulamalarında standart bir belirteç olarak benimsenmiştir. Hastalık aktivitesi,
tedavi yanıtının değerlendirilmesi, nüksün tahmin edilmesi, inflamatuar bağırsak hastalığını irritabl bağırsak
sendromundan ayırt edilmesi konularında güvenilir bir belirteçtir. Çalışmamızda bağırsak inflamasyonun çok
hassas bir belirteci olarak kabul edilen fekal kalprotektin düzeyi üzerinden psoriasis ve bağırsak ilişkisini
değerlendirmeyi hedefledik. YÖNTEM: Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Deri ve
Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Kliniğine yeni başvuran ya da takipli 45 psoriasis hastası vaka grubuna, 45
sağlıklı gönüllü kişi ise kontrol grubuna dahil edildi. Fekal kalprotektin düzeylerini etkileyebileceği için
inflamtuar bağırsak hastalığı olan ya da bağırsakla ilgili şikayeti olan, son 2 haftalık periyotta antiinflamatuar
ilaç kullanım hikayesi olan ve sitemik tedavi alan hasta ve gönüllüler çalışmaya dahil edilmedi. Vaka ve kontrol
gruplarında fekal kalprotektin düzeyi ELİSA yöntemi ile eş zamanlı kantitatif olarak çalışıldı. BULGULAR:
Psoriasis vaka grubunda ortalama fekal kalprotektin düzeyi 97.59±20.3 pg/mL, kontrol grubunda ise
13.05±14.3pg/mL olarak belirlendi. Vaka grubunun fekal kalprotektin düzeyi kontrol grubuna göre istatistiksel
olarak anlamlıydı(p=0,007). Çalışmamızda PASI skorları ile fekal kalprotektin seviyeleri arasında bir
korelasyon gözlenmedi, ancak FK seviyeleri ile hastalık süresi arasında pozitif bir korelasyon bulundu (p =
0.026).