Kafa travmalarında kraniografi ve bilgisayarlı beyin tomografisinin adli tıp açısından değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2000
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: OKAN AKAN
Danışman: Ahmet Nezih KÖK
Özet:110 8.ÖZET Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalında 01.01.1994-31.12.1998 tarihleri arasında kafa travması tanısı ile tedavi gören 1487 adli vakaya ait hasta yatış dosyalan retrospektif olarak incelenmiş, elde edilen veriler literatür ışığında değerlendirilmiş, özellikle kraniografi ve bilgisayarlı beyin tomografisi bulguları Adli Tıp açısından irdelenmiştir. Araştırma kapsamında yer alan vakaların %77.1'i erkek olup yaş ortalaması cinsiyet farkı gözetilmeksizin 25.598 olarak saptandı. Tedavi görenlerin %35.4'ü 0-10 yaş arasındaydı, %35.3'ü yaz mevsiminde tedavi altına alınan kafa travmalı adli vakaların %55.4'ünün Erzurum çevresindeki il ve buniann ilçelerinden başvurduğu, trafik kazalannın %47.9'luk bir oranla en sık saptanan olay türü olduğu tespit edildi. 1487 kafa travmalı adli vakanın %23'ünde kafa travmasına ek olarak vücudun bir ve/veya birden çok bölgesinde yaralanma vardı. Vakaların %63'ü GCS=13-15 olan hafif kafa travmalı vakalardı. Beyin Cerrahi kliniğinde tedavi gören vakaların %36.8'ine cerrahi tedavi uygulandığı ve tüm vakaların %21.6'sının öldüğü saptandı. 1349 hastaya hem kraniografi hem de BBT çekilmişti. GCS'si 13'ün altında olan 550 vakanın %94.5'ine kraniografi çekildiği ve bunların %41.1'inin normal olduğu saptandı. Aynı vakalarda BBTIerin % 3.28'i normaldi. Kraniografi tanı yönteminin kafatası kemiklerinin lezyonlannın tespitindeki sensitivite ve spes'rfisite oranları tüm lezyonlar dahil edildiğinde ortalama %80.8 ve %99.4 olarak hesaplandı. Kraniografi ve BBT'den elde edilen lezyonlar baz alınarak düzenlecek adli raporların 690 tanesinin (%51.1) farklı olacağı tespit edildi. Bu durumun kraniografi ile kemik yapıda tespit edilemeyen lezyonlarla birlikte daha önemli olarak intrakranyal patolojilerin saptanamamasına bağlı olduğu düşünüldü. Beş yıllık bir süre içerisinde tedavi altına alınan vakalara düzenlenen fatura toplamının 796,006 $ olduğu ve bunun içerisinde radyolojik tanı yöntemlerine ait giderin önemli bir oranı kapsadığı düşünüldüğünde söz konusu yöntemlerin seçilmesinde titiz davranılması gerektiği açıktır. Kafa travmalarının tanısında etkin, hızlı ve güvenilir bir yöntem olan BBTnin kullanılması tıbbi yönden anahtar rol oynamakta hukuki açıdan da mevcut lezyonların kesin bir şekilde saptanabilmesi dolayısıyla önemlidir. Adaletin doğru şekilde tecelli etmesine verecekleri raporlarla yardımcı olmak durumunda olan hekimlerimizin kafa travmalı adli vakalarda ayrıntılı bir fizik ve nörolojik muayene sonrasında kullanmaları gerekli radyolojik tetkikin BBT olduğu düşünülmüştür.