Albert Camus ve varolusçuluk


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe Anabilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2013

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: GÜRKAN BEKTAŞ

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Mine KAYA KEHA

Özet:

Albert Camus saçma kavramını ele alırken ilk olarak dünyanın saçmalığı ve yaşamın anlamsızlığı konuları üzerinde durur. İkinci dönemde ise başkaldırı konusu ve buna bağlı olarak dünyanın anlamsızlığına başkaldırmak, toplumu değiştirmek, kötülükleri yok etmek ve daha iyi bir düzen kurmak için eylemde bulunur. Camus da saçma kavramı genellikle insanın dünyada tek başına kalma duygusundan yola çıkarak insanın dünyaya yabancı kalmasıdır. Yani hem kendisine, hem başkalarına, hem dünyaya yabancıdır. Böylece insan aklı aracılığıyla hem kendisini hem de dünyayı anlamlandırmaya çalışır. Bunu gerçekleştirdiği anda bu dünyanın absürd bir dünya olduğunu ve kendisinin de bu dünya da absürd bir varlık olduğunu fark etmesidir. Camus saçma kavramını Sisifos Söyleni, Başkaldıran İnsan deneme yapıtlarında ve romanlarında geniş bir şekilde dille getirir. İlk olarak Sisifos Söylemine baktığımızda Sisifosu affedilmez bir suç işlediğinden dolayı Tanrılar onu bir kayayı ara vermeksizin bir dağın tepesine çıkarmaya mahkûm etmişlerdir. Sisifos kayayı zirveye çıkardığı anda, kaya kendi ağırlığıyla tekrara aşağı yuvarlanır. Sisifos, ümitsizce dağdan iner ve kayayı tekrar dağın tepesine çıkarır. Bu sonu gelmez işkence sonsuza dek tekrarlanır. Burada baktığımızda Sisifos da saçma, insanın tanrılara boy ölçüşmeye kalkışması sonucu tanrılar tarafından yadsınmasıdır. Burada Camus saçmayı klasik trajedinin bütün yoğunluğunu, zorunluluğunu ve evrenselliğini ortaya koyar. Başkaldıran İnsana baktığımızda Camus başkaldıran insanı metafiziksel başkaldırı ve tarihsel başkaldırı altında ele alır. Camus de başkaldıran insan hayır diyen biri, hem yadsıyan ama vazgeçmeyen; evet diyen bir insan olarak niteler. Başkaldırıda hayatı boyunca köle olan insanın, birdenbire yeni buyruğu kabul edilmez bulur Camus. Kısaca başkaldırı edimi hem katlanılmaz bulunan bir haksızlığa hem de bulanık bir hak inancına başkaldırmadır. Metafizik başkaldırıya baktığımızda, insanın kendi koşulunun bütün evrene başkaldırmasıdır. İnsan, kendisini ve evreni yadsıdığı için metafizik başkaldırıdır. Tarihsel başkaldırma, düşünceden eyleme geçiştir; bu doğaüstü başkaldırma da başkaldırmadan doğar. Doğaüstü başkaldırma, Tanrıyı öldürür. Tanrıyı öldürmek insanlığı, insanın egemenliğine ve putlaştırılmasına götürdü. Tanrı öldüğüne göre; dünyayı insanın kendi güçleriyle değiştirip düzenlemesi gerekir. Bu tarihsel başkaldırıdır. Camusnün romanlarındaki karakterleri de dünyanın anlamsızlığını, olayların tekdüzeliğini kavramış ve içinde yaşadığı toplumun normlarına karşı çıkmadığı müddetçe de ilişilmemiş bir yabancıdır. Yabancı romanın kahramanı Meursault?nun sık sık tekrarladığı gibi bu dünyada her şey birdir. Ona göre insan, hayatını hiç değiştiremez. Zaten herkesin hayatı birbirinin aynıdır. Böyle düşünen ve suçsuzluğunu kendisi dahi önemsemeyen bir dünya yabancısını, toplum annesinin cenazesinde ağlamadığı için yok eder. Yabancı sadece bir kitap değil, bir yaşam felsefesi aynı zamanda. Her şeyi bir olarak gören, ölümün yutuculuğu karşısında hayatı anlamsız bulan, ama yine de yaşamayı seven insanların felsefesidir. Kısaca saçma, yalnızca içimizde birden bire beliriveren bir duygu gibi ortaya birden çıkmaz. Saçma hiç beklemediğimiz bir anda, hayatımızın herhangi bir anında yakalayıverir Camusye göre. Bütün büyük eylemlerin olduğu kadar, düşüncelerin de önemsiz bir başlangıcı vardır. Saçma duygusu da böyledir. Bu çalışmada Albert Camusnün absürd kavramından ne anladığını, bu kavramın nasıl ortaya çıktığını ve saçmadan kaçış yollarının ne olduğunu ve saçmanın nasıl ortadan kalktığını anlatmaya çalışırken bir taraftansa bu kavramların varoluşçulukla ilişkisi ve Camusnün Varoluşçu olmadığını söylemesine rağmen onun Varoluşçu olduğunu anlatmaktır