Deneysel vazospazmda kan ve kan ürünlerinin vasküler kontraktibilite üzerine etkileri
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, NÖROŞİRÜRJİ ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 1999
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: FEVZİ YÜKSEL
Danışman: Hakan Hadi KADIOĞLU
Özet:ÖZET Şimdiye kadar yapılan deneysel vazospazm çalışmalarında kan ile uzun süre temasından sonra damarların kontraktibilitesindeki değişim incelenmemiştir. Deneysel olarak farklı sürelerde periarteryel kan ve kan ürünü varlığında common carotid arter (ACC) helikal sulplerinin doku banyosunda noradrenalin (NA) uyarıcılı cevaplarının incelenmesi planlandı. Çalışmada ortalama ağırlığı 2000-2500 gr. olan 90 tane melez, albino, erkek tavşan kullanıldı. Denekler, birinde test materyali olarak serum fizyolojik (SF), ikincisinde kan (TK), üçüncüsünde trombositten zengin plazmanın (TZP) kullanıldığı üç ana gruba bölündü. Bu grublar: 1, 3, 7, 14 ve 28 günlük izleme sürelerine göre beş alt gruba ayrıldı. Deneklerin ACC'Ieri açığa çıkarıldıktan sonra; kontrol grubunda damar çevresine 12 x 5 mm ebatlı silastik bir kılıf içersinde 0.3 mi SF ile 0.3 gr poliviynil alkol (PVA) karışımı; TK grubunda femoral arterden alınan 0.3 mi TK ve 0.3 gr PVA; TZP grubundaki deneklerde ise femoral arterden alınan kandan elde olunan TZP'dan 0.3 ml'sinin 0.3 gr PVA karışımı uygulandı. Bu şekilde test materyalinin periarteriyel sürekli teması sağlandı. Her üç gruptaki denekler 1., 3., 7., 14., 28. takip günleri sonunda denekler sakrrfiye edilerek ACC'Ieri helikal strip haline getirildi ve doku banyosunda izometrik kontraksiyon ölçücüye yerleştirildikten sonra noradrenalin uyarıcılı cevapların kasılma amplitüdleri (KA) ve platoya çıkma zamanları (PÇZ) ölçüldü. Vasküler kontraktibilite (VK)'nin en fazla TK uygulanan örneklerde azaldığı saptandı. TK uygulamasındakine benzer bir şekilde plazma ve içeriğinin de ilk günden başlayan ve giderek artan şekilde kontraktibiliteyi azalttığı belirlendi. Kontraksiyon amplitüdü en yüksek SF, en düşük TK uygulanan örneklerde gözlendi. Kan ve kan ürünlerinin arterle temas süresi ile kontraktibilite azalması arasında ters ilişki bulundu. Kontrol grubunda da KA ile ters orantılı olarak PÇZ azalması olduğu saptandı. VK, periarteryel olarak uygulanan kan ve kan ürününün temas süresi ile ters orantılı olarak azalmaktadır. Buna dayanarak, SAK sonrası serebral damarların çevresindeki kanın miktarına ve temas süresine bağlı olarak ortaya çıkan vasküler kontraktibilitedeki azalmanın serebral vasküler otoregülasyonu olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülebilir. Ortaya çıkan bu durumun aynı zamanda yerleşmiş bir vazospazmın ortadan kaldırılmasında kullanılan vazoaktif ilaçların neden yeterince etkili olmadığını da izah edebileceğini sanıyoruz.