Gözyaşı kesesinde östrojen ve progesteron reseptörlerinin araştırılması
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2000
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: HASAN HÜSEYİN UYSAL
Danışman: Orhan Baykal
Özet:IV ÖZET İdiyopatik Kronik Dakriyosistitler orta yaş kadınlarda fazla görülür. Bu hastalıkhğın östrojen-progesteron hormonlan ile bir ilişkisi olabileceği düşünüldü. Bu ilişkiyi belirleyebilmek için insan gözyaşı kesesinde östrojen-progesteron reseptörü aramaya karar verildi. Hasta grubu 10 erkek 25 kadın toplam 35 hasta olarak belirlendi. Bunlara dakriyosistorinostomi ameliyatı yapılarak kese numuneleri alındı. Kontrol grubu olarak, dosya incelemeleri ve aile anemnezleri sonucunda bu hastalık bakımından sağlam oldukları anlaşılan ve parça alındıktan sonra yapılan histolojik inceleme ile dakriosistit olmadıkları teyit edilen 10 kadın 7 erkek toplam 17 postmortem kese örneği alındı. Vaka ve kontrol grubu kese örneklerinde streptoavidin-biotin yöntemi ile östrojen ve progesteron reseptör protein antijeni (DAKO) ile boyandı. Kontrol grubunda 5 premenapoz kadından 2'sinde ve 7 erkekten Finde östrojen reseptör proteini müspet bulunurken vaka grubunda 13 premenapoz kadından 4'ünde östrojen reseptör proteini müspet bulundu. Progesteron reseptör proteini sadece bir örnekte, 13 premenapoz vaka örneğinden l'inde, müspetti. Gözyaşı kesesinde Östrojen-Progesteron reseptör proteinin varlığı ile ilgili literatür taramasında herhangi bir bilgiye rastlanılmamıştır. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda immünolojik/romatoid hastalıklarla östrojen ilişkisinin önemine işaret edildiği göz önüne alındığında, bizim gözyaşı kesesinde östrojen reseptör proteininin varlığım tespit etmiş olmamız hastalığın etiyolojisini tespit ve tedavinin yönlendirilmesi çalışmalarına yeni bir katkı sağlayacaktır. Hormonlar, etkileri ve hormon reseptörleri konusunda mevcut bilgilerimiz henüz çok azdır. Bu konuda hızlı ve sürekli bir gelişme görülmektedir. Hormon reseptörleri ve onların belirlenme yöntemleri hakkında yeni bilgiler elde edilmekte ve yeni sonuçlar açıklanmaktadır. Bu olumlu gelişmeler nedeniyle kronik dakriosistitlerin etiyolojisi hakkında yakın bir gelecekte ilerleme kaydedilebileceğini umuyoruz. T.c. yükseköğretim kurull Hi