Tezin Türü: Sanatta Yeterlik
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Heykel Anasanat Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: YILDIZ ÖZER
Danışman: Önder Yağmur
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:İnsanın doğayla olan ilişkisinde, belirli bir döneme kadar doğayı olduğu gibi kabul etmiş ve doğanın sunduğu kaynakları kullanmıştır. Bu dönemde insanlar doğayı tamamen koruyucu bir şekilde kullanmış ve doğayı tahrip edecek eylemlerden kaçınmışlar ve bulundukları çevreyi ve kaynaklarını sahiplenme gibi bir yaklaşım sergilememişlerdir Aydınlanma Çağı ve beraberinde Sanayi devrimi ise, insan-doğa ilişkisindeki dengenin tamamen değiştiği bir dönemin başlangıcını oluşturur. Sanayi Devrimi'nin başlaması ve teknolojik ilerlemenin hızlanmasıyla birlikte, insan-doğa ilişkisi daha çok insana odaklanmıştır. Bu insan-merkezli bakış açısı, doğanın tahribatını ve aşırı sömürülmesini meşrulaştırmıştır. Bu anlayış, Aydınlanma Çağı ile birlikte büyük bir ivme kazanmıştır. Bilim ve teknolojinin hızla geliştiği bu dönemde, doğa üzerinde kontrol sağlama hedefiyle birçok alanın sınırları zorlanmış ve böylece doğa, insanın egemenliği altında bir kaynak olarak görülmüştür. Aydınlanma düşüncesinin bir ürünü olan "modernizm" ise insanın, sahip olduğu bilgiyi doğanın yasalarını çözerek onu kontrolü altına alması için bir araç haline getirmesine ön ayak olmuştur. Bu bağlamda endüstrileşme ile birlikte beliren modernleşme, devletlerin ekonomik büyüme stratejilerinde ve toplumların rahat yaşam koşulları gibi toplumsal değerler en üst değerler haline gelmiştir. Sanayileşme süreciyle birlikte insanın doğayı kontrol altına alma çabalarının giderek artış göstermesi, doğanın tahribatı ve doğal kaynakların aşırı kullanımı, sanayinin üretim tesislerindeki üretim esnasında ortaya çıkan atıkların toprağı, suyu, havayı, kirletmesi, doğanın kendini yenileyebilme özelliği nedeniyle başlarda sorun gibi görünmemiştir. Ancak, bu tahribatın sonuçları giderek daha belirgin hale gelmiştir. Bunun sonucunda çevre sorunları, hava, su ve toprak kirliliği, biyolojik çeşitlilikte azalma, soyu tükenen canlı türleri, ozon tabakasının zarar görmesi, küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi çevre sorunlarının etkilerinin görünmeye başlamasıyla bu durum, ekolojik dengede geniş çaplı bozulmalara neden olmuştur. 1950'li yıllardan itibaren toplumda çevre sorunlarına karşı duyarlılık artmaya başlamıştır. 1960'lı yıllar ise, ekoloji ve çevrecilik hareketlerinin doğuşunun başlangıcını temsil eder. Bu yıllarda Ekoloji, insanın doğa ile olan ilişkisini sorgulayan ve bu ilişkinin daha dengeli bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini savunan bir bilim dalı olarak ortaya çıkmıştır. Ekoloji bilimi insanların çevreye olan bakışının değişmesine neden olmuş ve ekolojik bir bakış açısının oluşmasını sağlamış ve çevreci hareketlere zemin hazırlamıştır. Çevreci hareketlerin başında derin ekoloji ve toplumsal ekoloji, bu çerçevede doğan yaklaşımlardır. İnsanın doğayı sadece bir kaynak olarak görmemesi gerektiğini, insan ve doğanın bir bütün olduğunu savunan Neass'ın Derin ekolojisi, ekolojik sorunların çözümünün, toplumun yeniden yapılandırılmasında yattığını öne süren Boockhin'in Toplumsal ekoloji'dir. Bu hareketler, çevre sorunlarının çözümüne yönelik çözüm arayışlarına ve doğayı koruma ve iyileştirme çalışmalarına öncülük etmiştir. Bu süreçte, insan ve doğa arasındaki ilişkinin bir başka boyutunu inceleyen ekofeminizm dir. Ekofeminizm, ekolojik sorunların kökeninde cinsiyetçi hiyerarşileri eleştirel bir şekilde ele alır. Bir diğer yaklaşım ise Ekoeleştiridir, edebiyat ve ekolojiyi birleştiren bir yaklaşımdır. Modern çevreciliğin ilk örneği Racel Karsen'in "Sessis Bahar" adlı romanıdır. Ekoeleştiri, edebi eserlerdeki doğa tasvirlerinin ve ekolojik temaların incelenmesine odaklanır. Bu süreç içerisinde 1960'lardan itibaren ekolojik konuların farkındalığının artması ile sanatçıların da ekolojik bozulmalara karşı aktivist bir yaklaşım sergileyerek, sanatsal çalışmalar ve projelerle bunu ortaya koymuşlardır. Bu dönem insan doğa ilişkisini yeniden canlandırmak amacıyla doğal malzemeleri kullanan farklı sanatsal yaklaşımların ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu süreçte değişen ve gelişen çevre algısı çevre sorunlarını kapsayan kaygılara doğru evirilen birbirinden farklı Pop Art, Kavramsal Sanat, Land Art, Süreç Sanatı ve Arte Povera gibi sanat oluşumlarını beraberinde getirmiştir. Ekolojik sanatta bu oluşumlar sonucunda ortaya çıkmıştır. Ekolojik sanatçılar, sanatın ekolojik sorunlara dikkat çekme ve çözüm sunma potansiyelini kullanarak, toplumun ekolojik bilincini artırmaya ve ekolojik dengenin yeniden sağlanmasına katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Ekolojik sanat uygulamalarının temel amacı, toplumu doğaya karşı bilinçlendirmek, tahrip olmuş alanları onarmak, geri kazanmak ve ekoloji konusunda daha kalıcı çözümler üreterek dünyanın ekolojik ve çevresel bütünselliğinin korunmasını içerir. Yapılan bu tez çalışmasında büyük bir sorun olan ekolojik sorunların ekosisteminde yarattığı tahribatın önlenmesi için alınan önlemlerin çok uzun yıllar sonra etkisini göstereceği ifade edilmektedir. Bu nedenle geleceğin şimdiden kurtarılması adına sanatın üstlendiği rol büyük bir öncülük görevi üstlenmektedir. Anahtar Kelime: Kirlilik, Restorasyon, Ekosistem, Sanat, Ekoloji, Doğa