Primer açık açılı glokomlu olgularda oksidatif DNA hasarı ile koenzim Q10, 25(OH) D vitamini ve malondialdehit (MDA) düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2021
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: KÜBRA AKYOL
Danışman: İbrahim KOÇER
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Primer Açık Açılı Glokomlu olgularda, oksidatif DNA Hasarı ile ilişkili olan 8-OHdG ile Coenzim Q10, 25(OH) D Vitamini ve Malondialdehit (MDA) düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Materyal-Metod: Çalışmaya 72 hasta dâhil edilmiş olup, toplam hasta iki ayrı gruba ayrılarak çalışmaya konu edinilmiştir. Primer Açık Açılı Glokomu olan 37 hasta birinci grubu oluştururken, her hangi bir oküler hastalığı olmayan 35 olgu ise ikinci grupta ( Kontrol grubu) yer almıştır. Hastaların serum örneklerinde 8-OHdG, Koenzim Q10, Malondialdehit (MDA) ve 25(OH) D vitamini düzeyleri çalışılmıştır. Bulgular: Her iki grup arasında yaş ve cinsiyet bakımından anlamlı fark yoktu. PAAG' lu hastalarda ve kontrollerde sırasıyla MDA seviyeleri 7.98 ± 1.95 ve 2.85± 0.38 idi. 8 OH-dG değerleri 18.09 ± 3.01 ve 6.98 ± 0.79 idi. Koenzim Q10 değerleri 8.38 ± 1.06 ve 16.75 ± 2.05 idi. 25(OH) D vitamini değerleri ise 17.71 ± 1.31 ve 24.54 ± 2.18 idi. MDA ve 8 OH-dG değerleri PAAG'lu hastalarda sağlıklı kontrol grubundan yaklaşık iki kat daha fazla iken, Koenzim Q10 ve 25(OH) D vitamini düzeyleri anlamlı düzeyde daha düşük bulundu (P<0.05). Sonuç: Glokomlu hastalarda lipid peroksidasyonunun belirteci olan MDA seviyesinin ve DNA hasarının göstergesi olan 8-OHdG/dG nin yükseldiğini; organizmada önemli bir antioksidan olan Koenzim Q10 ve hücresel proliferasyon, immün modülasyon ve oksidatif stres ile ilgili sinyal yollarında rol oynayan önemli bir sekosteroid hormon olan 25(OH) D vitamini seviyesinin düştüğünü tespit ettik. Bu bulgular etyopatogenezde artmış lipid peroksidasyonunun, azalmış antioksidan seviyelerinin ve muhtemelen bunlara bağlı gelişen DNA hasarının rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Yakın gelecekte glokomun önlenmesi ve tedavisinde oksidatif strese yol açan nedenlerin ortadan kaldırılmasının ve nöroprotektif ajanların kullanılmasının önemli bir rol oynayabileceği söylenebilir.