XX. yüzyıl sonrası mimari heykel ilişkisi
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Heykel, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2018
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SANAZ POURNADERI
Danışman: Önder Yağmur
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Heykel ve mimari sanatı, farklı dönemlerde ve farklı biçimlerle ve dillerde birbiriyle ilişki içerisinde olmuşlardır. Çoğu sanat bilimci mimari heykel ilişkisinin başlangıç noktasını, Rönesans dönemi olarak ifade etselerde, aslında bu ilişki İngiltere'nin Salzberi bölgesinde var olan "Stonehenge" eserlerinde olduğu gibi, ilk çağlara kadar geri gider. Bu iki farklı disiplin alanının ilişkisini, daha iyi analiz yapmak için, her iki farklı disiplinlerdeki sanat alanlarını tanımak, büyük bir önem arz etmektedir. Geleneksel olarak heykel sanatı, mekânla çevrelenen üç boyutlu nesneler, mimari ise, mekânı çevreleyen üç boyutlu nesneler biçiminde tanımlanır. Mimari, insan yaşamını kolaylaştırmak için tasarlanmış mekândır. Yaşamın devamı için insan, barınmak ve doğa şartlarından korunmak için bir mekân ihtiyacı duyar. Kendine özgü kültürel, fonksiyonel, teknik ve farklı tasarımlarla mekânını yaratır. Mekân belirli bir amaca yönelik sınırlandırılan bir boşluktur. Mimarlık da maddesel olarak malzemelerin gerçekliğini kullanır, mekâna şekil verir ve birey için işlevsellik kazandırır. Heykeltraşlık klasik anlamda maddeye, mekâna şekil verme, onu forma sokmaktır. Heykel, sanatsal bakış açısıyla meydana getirilmiş üç boyutlu formdur. Heykel insanın barınma ya da doğa şartlarından korunma gibi bir amaca yönelik değildir. Sanatsal bir bakış açısına sahiptir ve bu bakış açısı ve en klasik tanımı ile tasarlanmış üç boyutlu formdur. Mimari ve heykel ilişkisi, Modern Dönem öncesi ve Modern Dönem sonrası, farkli bi dillerde kendisin gösterir. Modern Dönem'den önce daha çok heykel mimari mekanını ve mimari heykelin imgesel gücünü kullanmış, ancak Modern Dönem sonrası, heykel artık kavram olarak, "Mekân" inşa etmeyi başarmış ve mimari heykelin imgesel ve plastik dilini kullanarak, kendini büyük bir heykele dönüştürmüş ve sadece işlevselliği karşılamakla yetinmemiş, duygusal ihtiyaçlara da cevap veren "İfade" aracı haline gelmiştir. Sonuç olarak, çağımızın teknolojik gelişmeleri sayesinde, Mimarlık ve Heykel alanların birbirine yaklaşmış, Mimari-Heykel ve Heykelsel-Mimari kavram veya anlayışın oryaya çıkmasına sebep olmuştur. Genelde mimari ve heykel ilişkisi, Modern Dönem önceki klasik Yunan, Roma, Romanesk, Gotik, Rönesans, Barok, Rokoko dönemlerinde ve XVIII. yüzyılın sonlarına kadar rölyef ve heykel gibi bir süsleme elemanı olarak, binaların iç ve dış mekânlarında devam etmiştir. Çok fazla ve abartılı bir şekilde kullanılan süsleme elemanları, XIX. yüzyılda, ortadan kaldırılmış ve 1908'de Adolf Loos, bir yazıda "süsleme cinayettir" başlığıyla, süsleme sanatını eleştirmiştir. Modern mimari her türlü süse karşı olduğu için, Modern Dönem'de süsleme elemanlarının ortadan kaldırılması, mekân ve ardından form konusunun, daha çok öne çıkmasına sebep olmuştur. Mekân ve form ilişkisi, mimari ve heykelin genel kavramını oluşturmuştur. Ayrıca sanayi devriminden sonra, yeni malzemelerin ortaya çıkması ve teknolojinin ilerlemesiyle, mimariyi birçok engellerden kurtarmış ve onu özgün heykel formlarına ulaştırmıştır. Modern Dönem de anlam ifade eden formların kullanılmasıyla, binanın süs özelliğine ulaştığını, böylece mimarlık sanatının, bir tür büyük ölçekte heykele dönüştürülmüş, aslında süsleme elemanlarına ihtiyacı olmayan üç boyutlu bir tasarım ortaya çıkmıştır. Yeni tasarımlarda form, kendi içinde beğeni taşır ve başka bir süsleme öğesinin eklenmesine ihtiyaç duymaz. Minimal Sanat Akımı heykeltıraşları, yeni bir anlayışa ulaşmış ve heykel, Anthony Caro'nun heykel-mimari olarak adlandırdığı, insanları kendi içinde yerleştiren, kucaklayan, çevreleyen bir nesneye dönüşmüştür. Mimari-heykel çalışmaları tam olarak mimari bir yapıyı ifade etmiyor olsada, izleyicilerin bu eserlerin içinden geçebilmesi veya bir şeklide bu eserlerin mimari mekânından faydalanması ile, bu yapıtların mimari yapılar olarak tanımlanmasını sağlamıştır. XX. yüzyıl sonrası mimari ve heykel disiplinlerinin birbirine yaklaşması sonucu, mimaride formun önemsenmesine, yeni malzemeler sayesinde, heykel anlamında yeni formların yapılabilmesiyle ve mimarinin sadece kullanımlı olma düşüncesinden uzaklaşılmasıyla birlikte, heykel sanatına, mimarinin mekân kavramının girişi ve heykel sanatında ise, soyutlama düşüncesi, sanat alanlarına hâkim olmasına neden olmuştur.