Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Dili Ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: BURAK CAN TAVUKÇU
Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Gülhan Atnur
Özet:
Mitik anlatılar, çok
katmanlı yapıları gereği yalnızca kutsal ya da edebî metinler olarak değil;
aynı zamanda üretildikleri toplumların sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik ve
coğrafi koşullarının yansımaları olarak değerlendirilmelidir. Mitlerin farklı
kültürel bağlamlarda biçim ve içerik değiştirerek yayılması, ritüeller içinde
yeniden yorumlanması ve kuşaklar arası aktarımı, insan zihninin benzer
koşullarda benzer anlatı örüntüleri üretme eğilimiyle ilişkilendirilebilir. Bu
çalışmanın temel amacı, seçilen mitik anlatılar üzerinden ortak örüntüleri
tespit etmek ve bu örüntüleri Apollonik ve kitonyen kategoriler çerçevesinde
analiz etmektir.
Bu bağlamda, İslam
mitolojisinde önemli bir yere sahip olan Harut ve Marut anlatısı, çalışmanın ana
örneklemi olarak seçilmiştir. Harut ve Marut anlatısının, farklı kültürlerde
benzer izleklerle yeniden üretildiği görülmektedir. Çalışmanın coğrafi kapsamı,
anlatının en yoğun biçimde yaşadığı Orta Doğu ve
Akdeniz Havzası ile sınırlandırılmış;
ancak anlatının temel yapısını yansıtan Hindistan gibi farklı kültürel örnekler
de karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye dahil edilmiştir. Bu coğrafyanın
tercih edilme nedeni, ortak kaygı ve reflekslerin ürünü olan anlatıların yüksek
kültürel geçirgenlik göstermesi ve dinî fenomenin hem gelişimsel hem de
yayılmacı boyutlarıyla izlenebilmesine imkân tanımasıdır.
Çalışmanın kuramsal
çerçevesi, Carl Gustav Jung’un arketip kuramı ile Samuel Henry Hooke
öncülüğünde geliştirilen mit–ritüel
kuramı üzerine inşa edilmiştir. Jung’a göre kolektif bilinçdışında
yer alan arketipler, mitolojik anlatılarda ve dinî pratiklerde izlenebilir
yapılardır. Hooke’un mit–ritüel yaklaşımı ise özellikle Orta Doğu menşeli
dinlerde tekrar eden mitik şemaların, ritüelleri anlamlandırmak üzere inşa
edildiğini savunur. Bu bağlamda mit, insan eyleminin fiziksel dünyadan
metafizik düzleme aktarılmasını sağlayan bir anlamlandırma aracı olarak
değerlendirilmiştir.
Orta Doğu’nun tarihsel
süreçte tarımsal üretim, siyasal örgütlenme ve ekonomik merkezileşmenin erken
örneklerine sahne olması; dinî kurumların ekonomik ve siyasal güç odakları
hâline gelmesi; savaşlar, göçler ve çok toplumlu yapılar aracılığıyla yoğun bir
kültürel etkileşim alanı oluşturması, ortak mitik ve dinî örüntülerin taşınmasını
mümkün kılmıştır. Bu bağlamda “öteki” kavramının mitolojik panteonlara
yansıması, Antik Mısır’daki Seth ve Sümer panteonundaki Martu örnekleri
üzerinden ele alınmıştır. Söz konusu figürler, düzen–kaos, merkez–çevre ve
yerleşik–göçebe karşıtlıkları bağlamında değerlendirilmiştir.
Çalışma, Orta Doğu ve
Akdeniz Havzası’nda tekrar eden ölüp-dirilen tanrı, ilksel yaratılışta savaş,
kutsal evlilik ve taç giyme gibi mitik şemaların, dinler arası kültürel aktarım
ve ortak sosyolojik koşullar çerçevesinde ele alınabileceğini ortaya
koymaktadır. Aynı coğrafyadan neşet eden Yahudilik, Hristiyanlık ve
İslamiyet’in bünyesinde bu arkaik örüntülerin izleri sürülmüş; Anadolu halk
anlatılarında görülen mitik ve ritüelistik süreklilikler de bu bağlamda
değerlendirilmiştir. Özellikle Zühre Yıldızı anlatıları, mit–ritüel
birlikteliğinin Anadolu sahasındaki yansımalarını göstermesi bakımından
çalışmanın önemli örneklerinden biri olarak ele alınmıştır.