Son on yılda kliniğimizde takip edilen hipogonadotropik hipogonadizm olgularının gözden geçirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2014

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: FATİH KÜRŞAT YILMAZEL

Danışman: İsa ÖZBEY

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

ÖZET Son On Yılda Kliniğimizde Takip Edilen Hipogonadotropik Hipogonadizm Olgularının Gözden Geçirilmesi Hipogonadotropik hipogonadizm (HH) veya sekonder hipogonadizm, pituiter gonadotropin düzeylerindeki bozukluklarından dolayı gonadal yetmezlikle sonuçlanan bir klinik sendrom olarak tanımlanmaktadır. HH ya hipotalamik GnRH sekresyonunun yokluğu veya yetersizliğinden ya da pituiter gondotropin sekresyonunun yetmezliğinden kaynaklanabilir. Fonksiyonel ve organik formları içeren çok sayıda konjenital ve edinsel sebepler bu durumla ilişkilendirilmiştir. HH tanısında gözden kaçırılmaması gereken bir konu da, hipotalamik pitüiter bölgenin tümörlerini veya sistemik bir hastalığın varlığını yansıtabileceğidir. HH'nin kesin ve erken tanısıyla, negatif fiziksel ve pisikolojik sekelllerden koruyabilir, maksimal kemik kütlesi korunabilir ve etkilenen hastalarda fertilite düzeltilebilir. Bu retrospektif çalışmada, son 10 yılda kliniğimizde takip edilen HH tanılı hastaların poliklinik kartları ve/veya bilgisayar kayıtları hastalığın insidansı, tanı yöntemleri ve ayırıcı tanıları, tedavi modaliteleri, fertilite oranları ve tedavi başarıları gözden geçirilmiştir. Polikliniğimize, toplamda 166,791 hasta farklı şikayetlerle 2002-2012 yılları arasında başvurdu. Bu hastaların 5397'sine (toplam hastanın %3,2'i) erkek infertilitesi tanısı kondu. Çok dikkatli bir ayırıcı tanıdan sonra 81 hastaya (İnfertil erkeklerin %1,5'i) HH tanısı konuldu. Etyolojik sebeplere göre HH'li hastalar aşağıda belirtilen şekilde sınıflandırıldı; idiyopatik hipogonadotropik hipogonadizm (İHH): 65 hasta (infertil erkeklerin %1,2'i), Kallmann Sendromu: 4 hasta, prolaktinoma: 4 hasta, empty sella sendromu: 3 hasta, izole follikül sitimüle edici hormon eksikliği sendromu (IFSHD): 2 hasta, Laurence-Moon-Bardet-Bield sendromu: 1 hasta, hemokromatozis: 1 hasta ve Leydig hücre hipoplazisi: 1 hasta. Bu çalışma yalnızca IHH tanısı konulan hastaları içermektedir. Hastaların ortalama yaşı 19,8 yıl (18-26 yıl) idi. Tüm hastalar önükoid fenotip, testiküler hipoplazi, artmış boy uzunluğu ve azalmış virilizasyona sahiptiler. Testiküler volüm 30 vakada >4 mL ve 35 vakada %80 idi. GT'den ortalama 2 yıl sonra, hastaların eşlerinin gebelik oranları şu şekildeydi; spontan gebelik 42 (%64,6), intrauterin inseminasyon (IUI)'la gebelik 8 (%12,3), invitro fertilizasyon (IVF) ile gebelik 10 (%15,3) ve mikroskopik testiküler sperm ekstraksiyonu (mikro TESE) + intrasitoplazmik sperm injeksiyonu (ICSI) ile gebelik 3 (%4,6) idi. Erkeklerin PMS'leri ile eşlerinin gebelik oranları arasında istatistiksel anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). Sonuç olarak, IHH nadir, ancak tedavi edilebilir bir erkek infertilitesi nedenidir. Kolayca tanı konabilir. IHH hastalarının hemen hepsi uzun bir tedavi periyodunun sonunda gonadotropinler ile (hCG+FSH) tedavi edilebilir ve çocuk sahibi olabilirler. Tedavide en önemli konu, tedavide kullanılan ilaç dozları ve tedavi süresidir. En önemli sonuç ise gerekli gonadotropin dozlarının her hastaya göre değiştiğidir. Bu nedenle, tedavi dozu ve süresi hastalar çocuk sahibi olana kadar artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: İdiyopatik hipogonadotropik hipogonadizm, sperm, gebelik, human koriyonik gonadotropin, follikül sitümüle edici hormonu, testosteron.