Çölyak ön tanılı hastalardaki immünolojik test sonuçlarının histopatolojik bulgularla ilişkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Temel Tıp Bilimleri, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ESRA BİNİCİ

Danışman: Muhammet Hamidullah Uyanık

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Bu çalışmada, çölyak hastalığı şüphesiyle değerlendirilmiş bireylerde, serolojik testlerin (Anti-DGP IgA, Anti-DGP IgG, Anti-tTG IgA, Anti-tTG IgG ve EMA IgA) histopatolojik bulgularla (Marsh sınıflaması) olan ilişkileri incelenerek; İmmünolojik test sonuçlarının istatistiksel olarak değerlendirilmesiyle biyopsi gibi invaziv işlemlere gerek duyulmaksızın tanıdaki yerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 2020-2023 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çölyak ön tanısıyla değerlendirilen 224 hasta retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, serolojik test sonuçları ve Marsh skorları kayıt altına alınmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS 27.0 kullanılmıştır. Bulgular: Hasta grubunun %72,3'ü kadın, ortalama yaşı 37,9 olarak saptandı. En sık görülen histolojik evre Marsh 3b (%32,6) olarak bulundu. Anti-tTG IgA için cut-off yaklaşık 10,45 IU/mL; duyarlılık %99,4, özgüllük %84,2; pozitif prediktif değer (PPD) %93,8; negatif prediktif değer (NPD) %92,4 olarak saptandı. Anti-tTG IgG için cut-off yaklaşık 6,15 IU/mL; duyarlılık %84,3, özgüllük %72,7 ve genel doğruluk %82,2 olarak bulundu. Anti-DGP IgA için duyarlılık %67, özgüllük %66,6; Anti-DGP IgG için duyarlılık %89,2, özgüllük %25 olarak saptandı. EMA IgA için duyarlılık %100 özgüllük %2,8 olarak bulundu. Korelasyon analizleri, Anti-tTG IgA ile Marsh skoru arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğunu gösterdi. Sonuç: Çölyak hastalığı tanısında serolojik testlerin, özellikle Anti-tTG IgA'nın önemli bir tanısal değeri olduğu, yüksek duyarlılık ve özgüllük oranlarıyla biyopsi ihtiyacını azaltabileceği gösterilmiştir. Ancak serolojik testler, histopatolojik hasarı tam yansıtamadığından, tanıda hem serolojik hem de histolojik değerlendirmelerin birlikte ele alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Yüksek antikor düzeylerinin biyopsi yapılmaksızın tanıya katkı sağlayabileceği öngörülse de bu çalışmada belirlenen cut-off değerleri bu amaç için yeterli duyarlılığa ulaşamamıştır. Daha geniş örneklemli ve prospektif çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.